Salı.
Hava güneşli.
Sıcak.
İnsanlar parkta,
sararmış çimlerin üstünde uzanıyor.
Ansızın gelen bir korku.
Kaynağını 25 senedir bulamıyorum.

 

Yanımdan bir adam geçti.
Adını hiçbir zaman bilmeyeceğim.

A man passed by.
I'll never know his name.

Söylesem mi,
Söylemesem mi?

Should I say,
or should I not?

 

Portakallar.
Çilekler.
Karpuzlar.

Oranges.
Strawberries.
Watermelons.

 

 

Onlarca güvercin
aynı noktaya koştu.
Bazıları birkaç kırıntı buldu.
Bazıları bulamadı.
Şimdi dağıldılar.

Tens of pigeons
flew to the same spot.
Some found crumbles.
Some couldn't.
Now they flew away.

Parkta oturmak iyi geldi. 
Yağmur çiseliyor.
Birkaç güvercini izliyorum.
Çikolata yedim.

It feels better to sit in a park.
A light drizzle.
I'm watching some pigeons.
I had a chocolate.

 

Today in the tube, was a
veiled woman's husband
watching his child in the stroller
watching two men kissing. 

85 yıl yaşıyoruz
kendi kalbimizi bile görmeden.

We live 85 years,
without even seeing
our own hearts.

Aynı su birikintisinden geçmenin
dörtyüz farklı şekli

Four hundred different ways
of crossing the same puddle.

Karınca kamerama baktı
Ben gökyüzünü çekerken.

An ant looked at my camera,
while I was shooting the sky

Siyah saksağan
Beyaz saksağan
Mavi saksağan

Black magpie
White magpie
Blue magpie

Eve hep aynı yoldan dönüyorum.
Karşımda hep farklı bir kapı.

I take the same road
everyday to my house.
It's always
a different door.

 

Lacivert akşamüstü.
Kurbağalar.
İnek çanları.
Fıskiye.

Blue evening. 
Frogs. 
Cowbells.
A sprinkler.

 

 

Büyük bir köpek,
küçük bir köpek,
birbirine bakıyor.

A big dog,
A small dog,
staring at each other.


 

 

Bugün on beş dakika yalnız kaldım.
İlk beş dakika
kulaklığımı çözmekle geçti.
İkinci beş dakika
bir arkadaşımın sohbet çabasıyla.
Son beş dakikadır
bunları yazıyorum.

Today I was alone for fifteen minutes.
I spent
the first five minutes
on fixing my earphones,
the second five minutes
with a friend who tried to have a conversation.
For the last five minutes,
I've been writing these.

 

Adam
önce asansöre,
sonra merdivene baktı.

A  man
looked first
at the lifts,
then the stairs.

 

Eski evimin önünde
taksiye bindim.
                       "Çok yaşlanmışsın"
dedi taksici.
Beni
abimin gençliğiyle karıştırmış.

In front of my old house,
I took a cab.
"You got so old!" said the driver.
Apparently
he took me for
my brother's childhood.